bildirgec.org

redbutterfly

5 yıl önce üye olmuş, 6 yazı yazmış. 0 yorum yazmış.

mutlak galip kadınlar :))

redbutterfly | 30 Kasım 2005 02:43

Her okuduğumda beni gülümseten, her okuduğumda yaşlandığımda ben de böyle olabilir ve onun gibi ölebilir miyim diye düşündüğüm İrlanda’nın hırçın ihtiyarı Bernard Shaw ” bir kadın bir erkeği beğendiğinde örümceğe benzer” diyor. Ve devam ediyor: “Sineği gözüne kestiren örümcek gibidir. Avının farkına varmıştır, ama farkında değilmiş gibi ilgisiz durarak ağlarını örmeye devam eder. Sinek örümceğin ağlarına girdiğini farkettiğinde artık bir kurbandır ve çıkışı yoktur.”

Şimdi burada bir parantez açalım. Hoşlandığı kadınla konuşmaktan çekinen erkekler bana her zaman anlaşılmaz gelmiştir. Ya da bu erkeklerin kadınların zekasını ve algılamalarını hafife almalarının bir sonucu olduğunu düşünmüşümdür. Çünkü durum komiktir ve erkek de komik durumdadır. Korkarım ki bir kadın, bir erkeğin kendisine ilgi gösterdiğini, hoşlandığını, arzuladığını neredeyse ilk anda anlamaktadır. Sonra erkeğin her türlü “taktiği”, “çekingenlikleri” en kaba tabiriyle “tabak” gibi ortada durmaktadır.Kadın niyeti bilmektedir. Oyunu oynamaya devam etmek kadının bileceği iştir artık.

Ne kadar Andropoz o kadar puan

redbutterfly | 01 Kasım 2005 03:28

Andropoz gerçekten var mı, yok mu, tartışması sürüyor. Kadınlardaki menopozun erkeklerdeki karşılığı olduğu öne sürülen andropozun kelime anlamı “erkekliğin sonu”. Uluslararası dernekler ve bilim adamları, andropoz yerine başka bir deyimi yerleştirmeye çalışıyor: İlerleyen Yaşlarda (Geç) Oluşan Hipogonadizm. İngilizcesi Late Onset Hypogonadism (LOH). Kısa adı ESSM olan Avrupa Cinsel Sağlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emre Akkuş’un verdiği bilgiye göre erkeklerin 50 yaşından sonra, testosteronları yılda yüzde 0.4-1 azalıyor. Ama bu testosterondaki küçük düşüşler, kadınlardaki gibi üreme fonksiyonlarının sona ermesine yol açmıyor. Bundan etkilenen erkeklerin sayısı, menopozdan etkilenen kadınlarda kadar yüksek değil. Prof. Dr. Emre Akkuş – Erkeklere hormon verirken iki kere düşünmek lazım Testosteron kaybı küçük oranlarda. Buna rağmen erkekler çok mu etkileniyor? – Aslında bu yaşlanma sürecinin bir parçası. Birçok erkeği de hiç etkilemiyor. Farkında bile değiller. Genellikle cinsel fonksiyonlarında da bir azalma varsa ciddiye alıyorlar. Aslında hormondaki değişim vücuttaki fiziksel yapıları da etkileyebiliyor. Kasların gücü azalıyor. Algılamada farklılıklar oluyor. Cinsel hayata olumsuz yansımalarının da etkisiyle biraz daha stresli, sinirli, daha tepkisel insanlar olmaya başlıyor. Bunun getirdiği bir kısır döngüyle cinsel ilişkiden kaçma eğilimi de gelişiyor. Yaşadığı bazı başarısızlıklar hormonal gibi algılanıyor. Bunlar üst üste gelince kısırdöngü oluşuyor. Erkekteki fiziksel değişimler ruhsal değişimler de yaratır. İş performanslarında düşüşler başlar. Bütün bunların sonunda klasik erkek geyiği başlar: Sen andropoza girdin! Testosteron eksikliği olan erkeklere, menopozdaki kadınlarda olduğu gibi hormon takviyesi mi öneriyorsunuz? – Hepsine değil. Erkeklere hormon verirken iki kere düşünmek lazım. Testosteron hormonu özellikle prostatı direkt etkiliyor. Prostat bezinin büyümesi veya prostat kanserinin başlamasını tetikleyebilir. Hormonal değerlendirmeleri iyi yapmak şart. Prostat kanserine ait bazı belirteçleri önceden bilip, kontrollü olarak hormon tedavisini vermek gerekir. Zaten testosteron düzeyi normalse hormon önermiyoruz. Çok nadir erkeğe, çok kontrollü veriyoruz. Benim kişisel tercihim dönemsel tedavilerle hormonların dengede tutulması. Uzun süreli tedavilerin yan etkileri var. Karaciğer, sinir sistemini olumsuz etkileyebilir. Andropozdaki her erkeğe hormon tedavisi veriliyor mu? – Hayır. Her erkeğe direkt verelim, demek yanlış. Prostat kanseri şüphesi olanlar, prostat büyümesi nedeniyle ciddi idrar yolu sorunu olan hastalara vermemek lazım. Bir de vücuttaki kan yapımını da bozabilir. Yine ciddi psikiyatrik sorunları bulunanlarda da dikkatli kullanmak lazım. Meme kanserli erkekler (ender de olsa rastlanıyor) ve yüksek kolesterollülere de vermek sakıncalı. Test Aşağıdakilerden hangisi sizin şu anki şikayetlerinizi en iyi tarif ediyor? Her yakınma için uygun olan kutucuğu işaretleyin.

Ölüme ve hayata dair…

redbutterfly | 30 Ekim 2005 21:30

Aristoteles bir yazısında ırmakta yaşayan küçük canlılardan söz eder: Ömürleri bir gündür. Bunlardan sabah 8’de ölen genç ölmüş sayılır; akşam 5’te ölen ise yaşlı… Montaigne ünlü “Denemeler”inde sorar: “Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Sonsuzluğun, dağların, nehirlerin, yıldızların, ağaçların yanında bizim hayatımızın uzunu – kısası da böyle gülünçtür.”

  • * * Son yılların en gözde akımlarından biri “uzun yaşam hırsı”… Modern tıp, ömrün sınırlarını zorlayan buluşlar elde ettikçe, tarihi boyunca “ölümsüzlük iksiri”nin peşinde koşmuş insanoğlunun iştahı kabarıyor.”Antiaging” denilen “yaşlanmayı geciktirme” iddiasındaki hücre tedavileri, hormonlar, ilaçlar, diyetler hep aynı hedefin peşinde: Ölümü erteleyebilmek… Biraz daha fazla yaşayabilmek….
  • * * Haşmet Babaoğlu da yazdı: “Modern insanın uygarlığın temeline koyduğu her tuğla, onu ölüm fikrinden biraz daha uzaklaştırıyor”. Köylerde göz önünde, hayatla iç içe “yaşayan” mezarlıklar, kentte varoşlarda ıssızlığa terk ediliyor. “Dirilerin şehri, ölülerin şehrini kovuyor”. O, günler süren taziye dayanışmaları bitti; internetten mezar yeri ayırtılabiliyor artık… Cenazeler bir şirkete emanet edilip apar topar defne gönderiliyor; camide ayaküstü sohbet ediliyor, telefonla kabre çiçek gönderiliyor, sulama işi 3 – 5 kuruşa mezarcılara havale ediliyor. Ve sonra herkes ölümü hafızasından silip “hayata”, işinin başına dönüyor. İnsanoğlu yüzyıllar boyu tevekkülle teslim olduğu ecelle dalaşıyor. Azrail’e posta koyuyor.
  • * * Ne yalan söyleyeyim, ölümcül bir diyetle tüm dünyevi zevklerden uzak durarak, sağlık merkezlerinde gençlik aşıları vurularak hayata biraz daha tutunmaya çalışanların nafile çabası, Aristo’nun ömrü bir gün süren küçük canlılarının “bahtsızlığını” hatırlatıyor bana… “Sağlıklı yaşam”a bir diyeceğim yok, ama “geç ölüm ihtirası”, “Ne için” sorusunu getiriyor hatıra… “Niçin hayat sofrasından, karnı doymuş mütevekkil bir davetli gibi kalkıp gidemiyoruz?” “Niçin hayat meşalesini, yenilere devretmekte böyle zorlanıyoruz?” “Bunca yıl yapamadığımız neyi yapmak için ölüme direniyoruz?”
  • * * Zincirlikuyu Mezarlığı’nın kapısına asıldığı günden beri tartışma konusu olan o ayet yüzünden yazdım bunları: “Her canlı ölümü tadacaktır”. Kimi “Malumu ilana ne hacet” diye karşı çıkıyor yazıya; kimi “İşe giderken insanın aklına eceli sokup moral bozmanın alemi yok” diye… Oysa benim ayetin devamında okuduğum mesaj gayet basit: “Nasıl olsa sonunda buraya geleceksiniz. Yan yana ve eşit büyüklükte çukurlara gömüleceksiniz. Size bahşedilen hayatı doğru dürüst yaşamaya bakın”. Ayeti böyle okuyunca, daha çok hayatta kalmak uğruna daha az “yaşayan”ların hali size de komik gelmiyor mu? Kainatın uçsuz bucaksızlığı karşısında, ha sabah 8, ha akşam 5, (“Ha 3 gün önce, ha 5 gün sonra”) ne fark eder ki?
  • * * Yine Montaigne ile bitirelim. “Hayatın değeri, uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. öyle uzun yaşamışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır. Doyasıya yaşamak, yılların çokluğuna değil, sizin coşkunuza bağlıdır”.

bu yazıyı paylaşmak istedim..

balığa cıkıyorum…

redbutterfly | 29 Ekim 2005 03:12

artık,aynı yüzleri,aynı caddeleri,aynı insanları görmekten.. herşeyi rutinleşmesinsen,akşam eve dönerken ekmek ve tuz almaktan,nesef alamamaktan… yoruldum… sanıyorum bir kaç günlüğüne kaçmak,beynimi nadasa bırakmak iyi gelecek.

dış güzelliğin önemi…???

redbutterfly | 28 Ekim 2005 13:09

Yapılmış birçok teorik ve deneye dayalı araştırma sunu gösteriyor ki, insan güzelliğinin sırı simetri ve ortalamada saklıdır. Bir yüz, vücut ne kadar simetrik ise, o kadar beğenilir. Ortalama ile kast edilen görüngü ise sudur: taninmiş ve düz simalar insanlara her zaman daha çekici gelirler.

Harvard profesörü olan elcine scarry isimli hanımefendinin güzellik ile alakalı söylediği bir cümle ise söyle: “güzel bir obje görüp, tenasül içgüdüsü hissetmemek mümkün değildir. Güzel bir insan görünce, tüm vücudumuz onu çoğaltmak ister.”

Bu içgüdü neyden kaynaklanmaktadır? Güzellik sağlık demektir, sağlık ise bir nevi güç demektir. Bu iki fenomenin önemlerini görmek gerekir.

aşk güzel bir hatadır

redbutterfly | 28 Ekim 2005 11:53

aşk üzerine şimdiye değin yazılanların tümü belli bir zaman ve mekânla debelendikleri, kimi kereyse aşka tuhaf bir (d/t)insel karakter yükleyerek onu evrenselleştirmeye çalıştıklarından ötürü hastalıklı çabaları içerirler. Bu deneme de kendisini, arifesi düşen cümlenin ilk yakasından ne kadar kurtarabilir bunu zaman gösterecektir.

Aşkın anatomisi nedir? Sevgiden nerede ayrılır, nerede öpüşür? Aşk neden hastalıklı ve paratonersiz bir ilişki biçimidir?

Aşk, hem ya da karşı cinsinden birini şu ya da bu şekilde, genelde benzer bir nesnel yoğunlukta ve aslen tekil merkezde göreceli olarak sürekli bir cinsel arzulama, çekilmedir. Aşkı sevgiden ayıran ve onu hastalıklı kılan da işte bu tekil yanındaki baskı ve arzudur (1).