bildirgec.org

janus96

6 yıl önce üye olmuş, 19 yazı yazmış. 0 yorum yazmış.

Orhan Pamuk’u Feci Şekilde Kıskanıyorum

janus96 | 14 Ekim 2006 14:29

Nobeli her ne sebeple almışsa da, nobeli aldığı için değil, kendini yazının kollarına bırakabilecek imkanlara sahip olduğu için, İstanbul’da yaşadığı için, beni hasta eden cümleleri için, yeni hayat’ın o mükemmel giriş bölümü için, Kars’ı benden önce keşfettiği için ve saymaktan sıkılmayacağım ama içimdeki ezikliği artıracak onlarca sebep için, en çok da ünlü olmasaydı şair K gibi hüzünlü, umutsuz ve karamsar olacağını bildiği için “Feci Şekilde Kıskanıyorum”

“Ama bana burada komutan olacaksın diyorlar.” diyor. “Başka şansım yokmuş annem; ama ben kendimi korumayı beceremem ki.”

janus96 | 08 Eylül 2006 14:09

“Anneciğim sadece iki kere silah attım.” diyor oğlum. “Silahları öğretiyorlar; ama üç ayda silah öğrenilmez ki.” diyor…“Ama bana burada komutan olacaksın diyorlar.” diyor. “Başka şansım yokmuş annem; ama ben kendimi korumayı beceremem ki.” diyor. Hakkari’ye göreve gideceği zaman “İnşallah sağ dönerim, inşallah yapabilirim görevimi annem.” dedi. “Ama çok zor.” dedi.
Bu satırlar Şehit Asteğmen Zeki Burak Okay’ın cenaze töreninde ‘Vatan sağ olsun demeyeceğiz.’ sözleriyle gündeme gelen acılı anne ve babayla Zaman Gazetesi’nden Nuriye AKMAN’ın – ki kendisi bence Türkiye’nin en iyi röportaj yapan gazetecisidir – yaptığı röportajdan bir alıntı. Sabah nette ilk okuduğumda, hep duyduğumuz, bildiğimiz, anladığımızı zannettiğimiz bir durum olmasına rağmen yine de duygulandım.”Allah’ım yavrumun başına böyle bir şey gelirse ben ne yaparım diye gizli gizli ağlıyordum. (Ağlıyor) İşyerinde kaçıyordum bir kenara, arkadaşlarım görmesinler diye. Sakinleşip geri geliyordum. Dayanamıyordum o çocuklara.”
Neden bilmiyorum ama sizinle paylaşmak istedim. Anne’yi okudum; babayı okudum… İçimde birşeylerin ezildiğini hissettim. aslında hiç duygusal biri sayılmam ama bu hikayede ve anlatılanlarda aşk acısı aptallığının ötesinde birşeyler vardı. röportaja buradan ulaşabilirsiniz. Bence bir okuyun. Bildiğiniz bir hikayede olsa.

kafayı yiyorum sanırım – 2

janus96 | 06 Eylül 2006 12:19

yeni ve birbirinden salak gelişmeler olunca yine yazmaya karar verdim. hatırlanırsa ilk bölümde kız arkadaşımın beni ne kadar mantıklı bir sebeple terkettiğini anlatmıştım. Bir arkadaşın tavsiyesi (yagmurbaz) üzerine bir konuşayım dedim gerçekten bu neyin gururuydu, hem de ortada hiçbir şey yokken. telefonda konuştuk uzun çabalardan sonra, kendisi bana eski sevgilimin yanına gitmeme kızmadığını, benim hep mutlu olmamı istediğini, onu unutamadığımı bildiği için bunu normal karşıladığını, benim için hep dua ettiğini !!! ama bir anda yeni bir kız arkadaş bulmama dayanamadığını söyledi. Ona bir saat kadar öyle bir şey olmadığını, bir anlık kızgınlıkla başka biri olduğunu söylediğimi anlatmaya çalıştım ama anlayamadığım bir sebepten dolayı bunu kabul etmedi. lafı döndürüp durdu, bu kadar çabuk yeni birini nasıl bulursun, bunu nasıl yaparsın diye. ya devreleri yakmaya ilerliyorum gene, bir nasıl bir takıntı. yok birini bulmadım, sende aynı şeyi söyledin, ben sadece öylesine söyledim diyorum, o hala aynı nakarat, buyur ara diyorum o arkadaşın numarası şu, için rahat etsin, sen onla anlaşmışsındır diyor bu kez. sizi yüz yüze görüştüreyim diyorum, yok olmaz buna dayanamam diyor, ya neye dayanamayacaksın, beni suçladığın şeyin gerçek olmamasına mı diyorum, duruyor, nasıl bunu bu kadar çabuk yapabildin diyor hala. !!! devreleri yakmama az kaldı. sbaskentli, sanırım dediğini yapacağım yeni birini arayacağım, garip sorgulamalar yapmayan. yoksa olay ben bu salaklığa nasıl tahammül etmişime gidecek hiç çekilmeyecek.
Not: çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz. ama olay neticelendi sanırım. ben her ne kadar devreleri yakmaya bu kadar yaklaşsamda. kızların takıntılarıyla mücadele etmek gerçekten zor, yok zor değil imkansız.

Kafayı yiyorum sanırım

janus96 | 29 Ağustos 2006 08:01

beş yıldır bir türlü tüm bağlarımızı – zihinsel olanları özellikle – koparamadığım eski kız arkadaşımla konuşmaya onun yanına gidiyorum, şu anki kız arkadaşıma da söyleyerek, eski kız arkadaşımla konuşuyorum aradaki gereksiz son bağı da koparmayı başarıyorum; dönüşte bir bakıyorum ki, şimdiki kız arkadaşım telefon numaralarını değiştirip beni terk etmiş; zorla ona ulaştığım günde sinemaya çağırıyorum birlikte zaman geçiririz diye, o yeni biriyle tanıştığını söylüyor, bende garip bir içgüdüyle aynı şeyi benimde yaptığımı söylüyorum; aynı gün sinemaya giderken bir başka kız arkadaşımı arayıp benimle gelip gelemeyeceğini soruyorum, o kabul ediyor; saat 17:30’da sinemaya gidip oturuyoruz, orman çetesini izlemek için – acaba suç animasyona gitmemizde mi? – beş dakika sonra bir bakıyorum ki, beni terk eden kız arkadaşım bir başka kız arkadaşıyla bir önümüzdeki koltuğa oturuyor; film arasında yanına gidip bir kaç cümle konuşuyorum yine de ne düşüneceğini bilerek; ama o konuşmaya yine fırsat bırakmadan beni pişkinlikle suçlayıp – ki kendisi yeni birini bulduğunu söylemişti – ağır hakaretler içeren bir mesaj atıyor bana ve ben bu saatte hala bu kadar saçma sapan şeyin bir arada nasıl olabildiğini anlamaya çalışıyorum hafif bir baş ağrısıyla. Eski kız arkadaşımdan tam kurtulmuşken, yeni bir eski kız arkadaş mı yarattım acaba. kafayı yiyorum sanırım.

Gece

janus96 | 01 Ağustos 2006 09:19

Geceden nefret ediyorum. Üzerime karabasan gibi çöküşünden, bu silik yalnızlıktan, karamsar yazılardan başka birşey çıkmayan kelimelerimden… Dinlediğim her şarkıda biraz daha canımın acımasından, hep canımı acıtacak şarkıları bulmaktan, arabeskten nefret ederken belki de en arabesk tavırları göstermekten, içimin acısını durduramamaktan, sürekli çalan cep telefonlarından ve bu isimsiz yalnızlıktan, en çok da kendimden, nefret ediyorum

Saat 13:30

janus96 | 08 Temmuz 2006 13:12

Odamda bilgisayar ekranına bakarak otururken, yeniden hareket etmek için motive olmaya çalışıyorum. Yapmam gerekenler listesine bakıyorum, telefon açılması gereken yerlere, uzun konuşmalar yapılması gereken yerlere, mecburen aranması gerekenlere de. Sürekli yanıp sönen MSN kişilerinin konuşma kutucukları gözümü rahatsız edip duruyor. Müziğin sesini biraz daha açarak bundan kurtulmaya çalışıyorum. Ama sanırım birazdan telefon çalacak ve yapacak yeni bir işim olacak. Galiba telefonun arkasındaki fişi çıkarmak en mantıklısı ya da kendime ait fişi çıkarmak… Saat 13:30 ve yorgunluğum zamanın hızla geçmesini sağlayamaz. Birazda midem bulanıyor. Kusabilecek miyim acaba? Ya da izin almak için kusmak mantıklı bir durum mu? Ne oluyor bana.

Niye yazdığımı bilmiyorum, SANIRIM

janus96 | 04 Temmuz 2006 14:42

Niye yazdığımı bilmiyorum sanırım. Belki de biliyorum, yine yalnızlığım ve gereksiz cümleler arasındaki gezintim rahatsız edici bir boyuta geldi. Peki niye itiraf.com’a yazmıyorum. İtiraf edecek birşeyim yok ki. Bu salak dünyada itiraf edecek bir gerizekalılık yapamamış olmam ne komik aslında. Bir tür etkisiz eleman. Kendi içine doğru emilen varoluşsal bir karadelik. Gecenin bi yarısı buraya yazdığı bir kaç satırla rahatlamak isteyen bir zavallı. Galiba bu dünyadan kopamayacak kadar sıkıldım. Ölme isteğini bir noktaya yoğunlaştıramayan bir salaktan gece cümleleri oldu bunlarda. Saat 00:00 bile olmamışken hem de. Sadece diğer parçamı bulup bulamayacağımı bilseydim belki… Belki bu bile bir amaç olurdu, belki bu bile buraya yazmamamı sağlardı. Ekranın köşesindeki penguene bakan bir salaktan içeriksiz cümleler akar ve gece biter. İyi geceler.

Tanrı’dan 1

janus96 | 03 Mayıs 2006 01:02

Neden hep görmemen gereken şeyleri görüyorsun,
Sana herşeyin adil ve doğru olduğunu mu vaat ettim,
Senden beklentim, sadece görmen gerekeni, sana görmen söyleneni görmen,
Neden kendine bu kadar çok acı çektiriyorsun,
Denge eşitliği ifade etmez benim dünyamda,
Herkes hissesine düşeni yapar,
Sende yap!
Uyarmak istemiyordum.
Ama yolunu o kadar çok kaybediyorsun ki,
O kadar çok zaman kaybediyorsun ki.
Basit olmaktan korkma,
Senden mükemmelik istemedim ki,
Sadece ağlayabilmeni,
ve belki de ağlatabilmeni istedim.
Sana değişimi gösterdim.
İnsandan sakladığım mekansızlığı, şeytanı.
Değişmeyenin aslında değişerek kendini sakladığını.
Ve sen hep kayboldun.
Bir sokakta, karanlıkta.
Bilinmezde olmak seni kurtarmaz ki,
Kimse seni merak etmez ki,
Kimse seni fark etmez ki.

Uzun zamandır yazmadığımı fark ettim

janus96 | 02 Mayıs 2006 23:50

bugün. Yazmam gerekip gerekmediğini sordum kendime. Cevap netti. ‘Kendini öldürmeyi başaramayacağın kesinleştiğine göre janus kardeşim, yazmaya devam.’ Kimsenin ilgilenmediği şeyleri neden yazıp duracaksın diye sordum bu kez kendime. cevap bu kez daha da netti. ‘Bunları kimse ilgilensin diye yazmıyorsun canım kardeşim, bu kendince dışarıya verdiğin bir imdat çağrısı, ama bu çağrının manasızlığının maalesef sende farkındasın. Zaten bu, durumun bi tür oyun olmasını engelleyen asıl faktör’ Eee dedim bu kez. Yani sonuç. Cevap bu kez net ve net olduğu kadar sertti. ‘Yazacaksın, zıbarana kadar yazacaksın, düşüneceksin, hiç bir halt olmadığını tüm benliğinle bildiğin halde ve öleceksin, mümkünse insan gibi, yaşanmamış yıllara ve anılara takılan tüm hayallerinden arınarak.

Tutunulmaması gerekenler

janus96 | 10 Nisan 2006 23:20

Tutunmak istiyorum. Neden tutunmaya çalıştığım dallar hep elimde kalıyor. Birini sevemeyeceğimi biliyorum. Dürüstçe tutunmak istiyorum sadece ona. Sadece yürümek istiyorum onla. Bu o kadar anlaşılmaz mı?

Tutunulmaması gerekenler listesi:
1- Aşklar (Kesinlikle biter)
2- Kadınlar (Kesinlikle bitirirler)
3- İnternet grupları (kesinlikle bitirmeye çalışırlar)
4- Kırmızı Işıklar (hep tam geçerken yanarlar)