bildirgec.org

ibrahimus

4 yıl önce üye olmuş, 10 yazı yazmış. 144 yorum yazmış.

Mavi Beyin Projesi

ibrahimus | 08 Mayıs 2007 09:42

Burdan
Burdan

Beynin, biz insanların şimdiye kadar karşılaştığı en karmaşık organ/yapı olduğu düşünülüyor ve işin komik yani, bu karmaşıklığı düşünürken yine aynı beyni kullanılıyoruz.
Bu kısır döngünün içinden çıkabilmenin bir yolu insan beynini silikon tabanlı bir ortamda simüle etmek olabilir, böylece bu yapıya dışarıdan bakabilir, nasıl çalıştığına dair yeni fikirler ortaya atabiliriz. Tabiî bir beynin (ya da şimdilik bir kısmının) simülasyonunu yaratmak için tek sebep bu değil: Acaba böylesi bir simülasyon, doğru şekilde yapıldığında, bilinçli ya da yarı-bilinçli (yarı: quasi anlamında) bir “şey”in yaratımına önayak olabilir mi?
Bu soruları artık daha sık duymaya başlayabiliriz, çünkü bir farenin beyninin bir kısmı BlueGene L süperbilgisayarında modellenmiş bulunuyor.

Nevada Üniversitesi‘nde konuşlanmış bilimadamlarının yaptığı bu araştırmada yaklaşık olarak 8 milyon sinir hücresi, 6300 kadar da sinaps, gerçek bir fare beyninde 1 saniyeye denk gelecek kadar süre boyunca (gerçekte 10 saniye sürmüş) simüle edilmiş. Araştırmacılar gerçek bir beyinde gördükleri fiziksel durumların bazılarını gözlediklerini bildirmişler.

Muz isteyen var mı?

ibrahimus | 21 Ağustos 2006 15:41

egzipid a
Ajdar

Ajdar’ı tanımayanınız yoktur; yok eğer varsa da ne mutlu o kişiye, çünkü aşağıdaki link’e tıklama ihtiyacı duymayacak ve hayatına devam edecek.

Diğerleri “Nâne, nâne” ile hayatımıza giren bu makine mühendisinin son marifeti “Çikita muz“u izlemeden geçemeyecek, bundan sonra yediği sebze meyveye başka bir gözle bakmaya başlayacak.

Doğu ile batının, tekne ile Rus kızların, Ajdar ile Çikita’nın birbirini kucakladığı bu videoda alt metinler, alegorik anlatımlar aramamak elde değil. Bu arayışta yolunu kaybedeceklere selâm olsun.

RNA dünyası

ibrahimus | 24 Mart 2005 23:42

Sanıyorum bu yazı “blog” sınırlarını zorlayacak, ama ahkâm olarak girilecek gibi de değildi, ve şu tatışma üzerine yazıldı.

Öncelikle belirteyim, hayatın başlangıcı “Evrim Teorisi”nin çılgınlar gibi ilgilendiği bir konu değildir ve hatta çoğu evrimsel biyolog bu konuyu dışlar. Fakat gelin görün ki “Yaratılışçı” diye tabir ettiğimiz anti-bilimsel okul bu konuya obsesif bir şekilde yaklaşmaktadır, bu yüzden inorganik ortamdan organik yaşama geçiş her evrimcinin gurur meselesi konumundadır.

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi, burada kısaca “RNA dünyası” denen teorinin ana hatlarından bahsedeceğim. Ayrıntılı bilgi için google’dan ya da eğer mümkünse kütüphanenizin arama motorundan “RNA world” sözcüklerini aratmanızı öneririm.

Virüsler

ibrahimus | 25 Eylül 2003 21:52

AIDS’li ilkokul öğrencisi V.O. ve onun okulda yaşadıklarını okuyunca AIDS ve virüsler üzerine bir şeyler yazmam gerektiğiniz düşündüm, vakt-i zamanında DNA’nın 50. yılı ile ilgili blog’um üzerine virüslerle ilgili de bir şeyler yazmam istenmişti zaten, şimdi bi nevi o yazıya devam ediyorum.

Öncelikle belirtmeliyim, bu yazıyı yazmama sebep olan V.O nun sınıftaki bu görüntüsüdür, bir insanın bu kadar acımasızca toplumdan dışlanması -hem de daha ilkokulda- beni çok derinden etkilemiştir. Şimdi yazıya başlayabilirim: Virüs nedir? Virüs, bir protein kılıfla sarılmış, içinde nükleik asit (DNA ya da RNA) bulunduran bir cisimdir. Canlılığın tanımı gereği virüslere canlı denmiyor, çünkü bir şeyin canlı olabilmesi için bir metabolizmaya ihtiyacı var ve virüslerde bu yok. Yani enerji üretmiyorlar, hareket etmiyorlar (hareketten kasıt aktif harekettir) ve üremiyorlar. Tek yaptıkları boş boş gezinip, tutunabildikleri hücreleri ele geçirmek. Peki bunu niye ve nasıl yapıyorlar? Niye sorusu biraz felsefiktir ve net bir cevapı yoktur; ama benim görüşüm “nasıl”ın cevabının “niye”yi de kapsadığıdır. Her neyse, şimdi virüslerin nasıl bulunduğunu, nasıl sınıflandığını, nasıl yok ettiğini, nasıl süründürdüğünü, nasıl öldürdüğünü ve nasıl işimize yaradıklarını iredeleyim.

üyelik sözleşmesi

ibrahimus | 25 Eylül 2003 17:24

hafif.org’a yeni üyelik için imzalanması gereken belge. eğer işe yararsa ssg’de ekşisözlüğe yeni üye alımında bu sözleşmeyi kullanacakmış…

DNA’nın 50. yılı

ibrahimus | 05 Haziran 2003 03:11

sağda watson, solda crick görülmekte Watson ve Crick’in DNA’nın yapısını çözmesinin üzerinden tam 50 yıl geçti. Bu elli yıl içinde biyoloji hiç olmadığı kadar hızlı ilerledi, sırrı çözülen hastalıklara yenileri eklendi, eklenmeye devam ediyor. İşte insan genomunun çözülmesine kadar giden yolun başlangıcı; ikili sarmalın çözümünün kısa bir tarihçesi:
İsveç’li fizyolog Friedrich Miescher, 1869 yılında, Kırım savaşındaki yaralılar üzerinde çalışırken, hücre çekirdeklerinde yoğunlaşmış moleküllere rastlar ve bunlara “nuclein” adını verir. Miescher bu moleküllerin kalıtımla ilgili olabileceğini de öne sürer, ancak bilim adamları o zamanlarda DNA’nın (Miescher DNA’yı bulmuştu) kalıtımı sağlamak için yeterli karmaşıklığı sağlayamayacağını düşünmekteydiler, o sıralarda genel kanı kalıtımın proteinlerle sağlandığı yönündeydi.