bildirgec.org

aRRoGaNTe HoMbRe

5 yıl önce üye olmuş, 47 yazı yazmış. 2784 yorum yazmış.

Pu’su’

aRRoGaNTe HoMbRe | 16 Kasım 2009 12:05

Yine o deli eden su sesi. Kafamın tam ortasına düşüyordu sanki ve bir süre sonra gerçekten dayanılmaz oluyordu. Müziğin sesini yükseltip duymamaya çalıştım, olmadı. Benimle alay ediyordu. ‘ Şıp, şıp, şıp. Benden kaçış yok. Şıp, şıp, şıp. Beynini deleceğim senin. Şıp, şıp, şıp.’ Contayı defalarca kez değiştirmeme rağmen nasıl bu kadar kısa sürede eski performansına dönebildiğine anlam veremiyordum. Lavabonun içindeki kirli tavanın yerini değiştirdim. Su damlasının düştüğü noktaya bulaşık süngerini koydum. Sonuç tatmin ediciydi, gülümsedim. Arkamdan tehditkar bir şekilde bağırdı. ‘Seni pislik. Emin ol geri döneceğim. Hem de daha kuvvetli bir şekilde.’ Sesi zihnimde bir süre yankılandı ve kayboldu. Artık rahattım.

Mutfak ve oturma grubunu ayıran ve odanın tam ortasına koyduğum akvaryumun etrafında bir tur attım. Balıklarım onlar için aldığım küçük hediyelerle bayağı ilgiliydiler. Biri hazine sandığının içine girip çıkıyor, diğer ikisi mavi renkli taşların arasında birbirlerini kovalıyorlardı. Bir süre onları seyrettim. Daha sonra kitabımı aldım ve kanepeye sırtüstü bir atlayış yaptım. Ayağım kanepenin hemen yakınındaki sehpaya çarptı. Sehpanın üzerindeki, parmak izleriyle dolu su bardağı ve bir arkadaşımın yıllar önce hediye etmiş olduğu acayip şekilli vazo devrilip düştü. Vazonun şekli o kadar garipti ki, düşmesine çok da şaşırmadım. Esas şaşırtıcı olan o şekle sahip bir vazonun düşmeden durabiliyor olmasıydı. Bardağın dibinde kalan birkaç damla ise parke zemine aktı. Biraz doğrulup mutfak tezgahına doğru baktığımda, bana bakıp pis pis sırıttığını gördüm. ‘Biz her yerdeyiz.’ diye bağırdı. Uzanıp havlu peçeteyi aldım, zemini sildim ve ona tekrar gülümsedim.

Tık (Eskici)

aRRoGaNTe HoMbRe | 22 Ağustos 2009 14:04

– Düşündüm de artık yeni bir yazı yazmanın zamanı geldi.
– Ben artık yazamadığını düşünmeye başlamıştım.
– Denedim ara ara ama olmadı, evet. Yazıp yazıp sildim.
– Peki bu?
– Bilmiyorum. Karar vermek için erken. Belki bunu da silerim.
– Bence bu düşüncede isen devam etme yazmaya. Bu yazının gidişatını da olumsuz etkileyecektir. İstesen de istemesen de.
– Haklısın, kendime bir şans vermeliyim.
– Kesinlikle. Peki konusu ne olacak?
– Konu mu? Benim yazılarımda genelde konu olmaz bilirsin.
– Evet, o da doğru. Bence yeni bir masal yazmalısın.
– Olabilir.
– Ama şiire çok bulaşmamanı öneririm.
– Bence haksızlık ediyorsun. Tamam süper değillerdi ama kötü de denemez.
– Tamam tamam. Ama yazacaksan yine geyik bir şiir yaz. Ya da duuur, yeni bir yemek tarifine ne dersin?
– I-ıh. Onu neden yazdığımı biliyorsun.
– He he, biliyorum tabi.
– Bi çıkış noktası bulup, üzerine birkaç diyalog mu yazsam?
– Bilmem ki. Belki de yeni bir şey denemelisin.
– Ne gibi.
– Bu olur.
– Bu mu?
– Evet, neden olmasın. Başında da niyet o değil miydi? Farklı bence.
– Farklı evet. Ama iyi mi?
– İyi len.
– Sonra rezil olmayalım. ‘Bak bir şey bulamamış eskici, yazııııık lan’ demesinler.
– Demezler. Ayrıca deseler n’olur. Diyenin emmüğe koyim.
– Artık demez zaten kimse, n’aptın be!
– Ben yapmadım. Sen yaptın. Hemen hemen her yazında var olm bu senin. Terbiyesiz utanmaz bir insansın.
– Alakası yok. Yazmak özgürlüktür.
– Ulen hiç yakışmıyor böyle laflar sana. Onu başkaları desin. Sen yine argo, deli saçması yazılarına devam et.
– Ediyorum o zaman. Bu bence son bölümde bahsettiğin tanımı yakalayan bir yazı oldu. Veriyorum yayına lan.
– Vermezsen ben senin ta….
– Hop hop ! Tamam yeter. Uslu ol.
– Peki nasıl bitirmeyi planlıyorsun?
– İşte onu bilmiyorum. Var mı önerin?
– Tık diye kes gitsin.
– Nasıl?
– Basbayağı tık diye.
– Tık.

Abraham Taxisex

aRRoGaNTe HoMbRe | 26 Nisan 2009 11:40

Evveeeet dostlar, güldük eğlendik, saçmaladık şenlendik. (Hü’z’nü Şenlendirici) Şimdi ciddi konulara değinme, öğrenme, bilgilenme ve kendimizi geliştirme vakti. Hemen dikkat kesildiniz değil mi? Bu ‘godik’ neler diyor böyle dediğinizi duyar gibiyim. (- şook gözel hareket diyenler..!) İnceden kulaklarım da çınlamadı değil. Çın çın geziyorum hatta şimdi. Oooov, biri bayağı ‘coşum’ yaşadı (tecavüzcü coşum), galiz küfürler savuruyor şahsıma zannımca. Sakin ol dostum, büüürrrsst..!

‘Bu bilgilenme, öğrenme de neyin nesi kuzum? İsmin anılınca akla gelmeyen kavramlar bunlar.’ diyenler var aramızda büyük ihtimalle. (arka sıradaki sarışın, yeşil kazaklı bayan, eveeet siz. Başka başkaaa hıımm, soldan üçüncü koltuktaki mavi sakallı amca – höö? mavi sakal mı? – ama iki yol var demiştin.) Bilgilenme, öğrenme kelimelerini yanlışlıkla yazıma konuk etmiş değilim. Bu bir tanıtım yazısı. Hem de kitap tanıtımı. (Enee, n’aptın sen hacı?)

Eyvah yine mi bok…!

aRRoGaNTe HoMbRe | 08 Nisan 2009 16:40

Ayak seslerinin gittikçe yaklaştığını duyuyordu. Kendisini korkunç bir sonun beklediğini, kapana kısıldığı bu izbe yerde ölüp gideceğini, cesedini kimsenin bulamayacağını düşündü. Saklandığı dolabın içinde nefes alışverişini kontrol etmeye çalışıyor, biraz kıpırdadığında dolaptan çıkacak gıcırtıların yerini belli edeceğinin bilinci ile parmağını bile oynatmıyordu. Fakat daha fazla dayanamadı ve kramp giren sağ ayağını bir parça ileri attı. Dolaptan çıkan gıcırtı sonrası ayak sesleri gittikçe hızlandı ve dolabın kapısı büyük bir gürültü ile açıldı. Yüzü maskeli, deri ceketli, iri yarı adam elindeki elektrikli testereyi havaya kaldırdı veeee…

Dön Arkana İyi ‘Bok’

aRRoGaNTe HoMbRe | 18 Mart 2009 18:34

Bugün sizlere boktur, sıçmaktır onun gibi iğrenç şeylerden bahsedeceğim. Ama hepimiz insanız ve bunu yapıyoruz. Aranızda ‘Hayır ben yapmıyorum, bok da neymiş efenim. Ben çiçek kelebek dahası konfeti falan sıçıyorum.’ diyecek olan var ise ona buradan ‘tabtab, diiiy mi diiiy mi’ demek istiyorum. Neyse, hepimiz aşağıdaki durumlarla karşılaştık ya da günün birinde karşılaşacağız. Yine de bu size bir uyarı olsun. ‘Bok muhabbeti beni açmaz, ben gelemem öyle şeylere’ diyen varsa bu noktadan sonrasını okumasın. (.) İşte bu nokta, şu biraz önce koyduğum. Ohooooo dostum, ama sen hala okuyorsun. Hişşşt kime diyoruuum.

Kamp / bölüm II

aRRoGaNTe HoMbRe | 16 Kasım 2008 11:05

İlk bölümüyle izleyenleri adeta ekran başına kilitleyen “KAMP”, ikinci bölümde yaşanan şok gelişmeler ve sürprizlerle sizde bağımlılık yaratacak. (-valla lan) İkinci bölüme geçmeden önce, dilerseniz bir önceki bölümde neler olmuştu hatırlayalım. (-hadi)

ZIBOOOVN..!

“Previously on Dest-i İzdivaç”

78 yaşındaki Mehmet Amca’nın iki talibi, Kezban Teyze ve Ayşe Nine stüdyoda saçsaça başbaşa kapıştı, yerlerde yuvarlandı. Piiiii, rezillik..!

şaka len…

” Previously on KAMP”

Üç çocukluk arkadaşı Kevın, Vilyım ve Canıtın, Vilyım’ın ısrarı ile daha önce hiç gitmedikleri bir ormana giderek, beş günlük bir kamp planı yapmışlardı. İlk günü gayet eğlenceli geçiren gençlerden Kevın erken yatmış, diğer iki arkadaş ateş başında sohbet ediyorlardı. Daha sonra çadırdan acı çığlıklar yükseldi ve iki arkadaş çadıra gittiklerinde Kevın’ın feci şekilde parçalanmış cesediyle karşılaştılar. Finalde ise çadırın dışına çıkıp gökyüzüne bakarak haykıran Vilyım’ın sesi duyuldu.

Kamp / bölüm I

aRRoGaNTe HoMbRe | 23 Ekim 2008 17:40

Kamp ateşinin sönmeye yüz tutan ışığı, varlığını sürdürmek için son çırpınışlarını sergiliyordu. Vilyım, elindeki uzun sopayla ateşi karıştırdı. Birkaç kıvılcım havada dans edip yok oldular. Canıtın, oturduğu kayadan ani bir hamleyle kalkıp, kollarını iki yana açtı ve uzun uzun gerindi. Bu hareketi öyle uzun sürdü ki, kolları birkaç santimetre uzamış olmalıydı. Yere eğildi ve eline küçük bir taş alıp ateşe fırlattı. Kıvılcımlar bir dans gösterisi daha sundular ve sessiz sedasız sahneden ayrıldılar. Canıtın Vilyım’a döndü.

– Dostum, geç oldu ha. Yatalım artık istersen.
– Git yat sen. Ben biraz daha oturacağım.
– Kevın nerede?
– Çadırda. Horul horul uyuyor bir saattir. Bu sesi duymuyor olamazsın.
– Kamp yapma fikrine önce olumsuz bakmıştım ama beni ikna etmene sevindim. İlk günümüz gayet eğlenceli geçti.
– Daha dur. 4 gün daha buralardayız. Yarın nehir kıyısına inip, balık avlayalım diyorum.
– Güzel fikir. Ayı falan var mıdır acaba?
– Senden ala ayı mı olur oğlum. Varsa da ya senden kaçarlar ya da sen hemen anlaşır bizi bırakıp onlarla gidersin.
– Ho ho ho. Ben yatıyorum. Sen de çok fazla oturma, gidip dinlen. Yarın erken kalkalım.

Lan Günlük

aRRoGaNTe HoMbRe | 29 Temmuz 2008 18:15

Sevgili Günlük,

Evet günlük tamam, sonuna kadar haklısın. Sana ilk kez yazıyor olmam sebebiyle, ‘günlük’ kelimesi buraya uygun düşmemiş olabilir. Fakat ne demeliyim ha? Haftalık, aylık yoksa yıllık mı? Bunlar da olmaz yoo yoo. Çeyrek asrı geçti varlığım ve bu seninle ilk paylaşımım. Belki bunu/beni kabullenmen zor. Bunca yıldan sonra sen de nereden çıktın diyeceksin. Haklısın. Ama bana en azından bir şans vermeni diliyorum senden. Sadece bir şans. Belki seveceksin beni ha, ha günlük? Hem ne kaybedersin ki. Belki de çok iyi anlaşıp, sıkı bir dostluğa yelken açacağız. Bu fırsatı kaçırmak istemezsin, istememelisin.