bildirgec.org

aktifparanoya

5 yıl önce üye olmuş, 24 yazı yazmış. 73 yorum yazmış.

“MA”SA”DE” ÜÇLEMESİ 1

aktifparanoya | 04 Temmuz 2010 16:34

Can kolumu sıkarak “burayı hiç görüş müydün?” diyene dek, yayvan ve lakayt bir şekilde sokağı geçmekteydim. Gösterdiği eski Rus evlerini andıran yapıyı bir çok kez görmüştüm. 2 metre kare çapında bir kulübeyi andırıyordu. Simetrik 3 pencere tüm duvarlarına 30 santimetre şeklinde yerleştirilmişti. O güne kadar hiç bu denli dikkat etmemiştim. 20 santimetre genişliğinde taşlardan yapılmış minyatür bir kaleyi andırıyordu. Aslında andırmaktan öte pencerelerindeki demir parmaklıklar tam anlamıyla bu izlenimi yaratıyordu. Kısa bir süre sonra “evet” diyerek, konuyu bitirmek isteyişimi hatırlıyordum. Kızların anatomisinin ilk dersini başarıyla geçtikten sonra bu beni çokta çeken bir konu olamazdı.

“ma”sa”de” üçlemesi 2

aktifparanoya | 03 Temmuz 2010 14:12

Üçüncü saatin sonunda pc bana göz kırpmaya başlamıştı. Zaman geçtikçe kolaylaşacağını ve alışacağımı düşünürken zorlaşıyordu. Can’ın bana seslenişini duymamaya çalışıyordum ama Ece’nin sesi taaa içime işliyordu. Bugün sahil kenarında yürüyüş ve ardından denize girecektik. Onun bebeksi tenine dokunacaktım ve mutlu bir şekilde uyuyacaktım. Güneş batmak üzereydi. Bu ilk günden sayılmalımıydı? Henüz gün ışığı odamı aydınlatırken bu sevdadan vaz mı geçmeliydim? Üç saatin üstüne eklenen dört saat ve çöken karanlıktan bahsetmek bile istemiyordum. Ara ara Ece’yi, ara ara kavuşacağım zenginliği ve çoğunlukla o parayla Ece’yle neler yapacağımızı düşünüyordum. Bu dakikalar geçmiyor da diyemezdim. Masade’de hayal kuruyor muydu? 40 yıl neyin hayali kurulabilirdi ki. Akıllı olarak düşünmemek gerekiyordu, sonuçta o aklı kaçık delinin tekiydi. 40 yıl hiçbir şeye özlem duymamış mıydı? Sorular sorular… Hepsinin cevabı benim için çok basitti ama Masade gibi düşününce ulaşılması imkansız bir uçurum gibiydi. İnsan neye mecburdu? İşte anahtar soru buydu. Aslında onu karısı orda tutuyordu, eğer evet eğer yemek götürmezse çıkmak zorunda kalacaktı ve tekrar hayatın akışını görünce o köhne evi istemeyecekti. Hayır hayır bu kadar basit olamaz. Onca insan bunu düşünmemiş olamaz. Karısı bunu kesinlikle düşünmüştür. Hatta baktı ki çıkmıyor bu yüzden yemek götürmek zorunda kalmıştır. İlginç bir aşk ama Masade’den ne beklenebilir ki. Kirbit kutusu büyüklüğündeki eve playboy kızlarını atarak zaman geçirecek değildi ya. Leyla Mecnun, Ferhat ile Şirin’den ilham alacaktı tabi. Ben onları da anlayamamıştım aslında. Ece için ben böyle olabilir miydim.? Hayır elbet… Bir Ece giderdi ve “E”lif”, “C”eren”, “E”zgi” üçlemesini bulurdum. Henüz elde etmediğim para beni değiştiriyor muydu yoksa…. Ece’de böyle düşünürdü elbet. Düşünür müydü? O zaman beni sevmiyor. Bir türlü kafamı toplayamıyordum. Saat kaç olmuştu? Bakmalıyım… Hayır belki Masade’nin de saati yoktur. Evet kesinlikle yoktur. Takvimle arası olmayan biri saati ne yapsın ki. Masade söyle amacın ne? Ne yapmaya çalışıyorsun? Bu eziyet neden? Buldum…Masade, sen sadece günah çıkartıyorsun. Kendine bile kabul ettiremediğin bir yara bu. Ama tecavüzcüler, anne katilleri, hırsızlar, imansız Yahudiler dünyada cirit atmakta. Sen ne yapmış olabilirsin bu kadar kötü? Hayır.. Bu böyle olmayacak. Bu soruların cevapları sadece sende Masade.Saate bakmadan pencereden sıvışmamı ve bahçe çitlerinden atlayışımı hatırlıyorum. Yolun yarısına kadar ayakkabı giymediğimin farkında bile değildim. Evin kapısının önünde belki 5 dakika bekledim belki 3 saat bunu ben bile bilmiyordum ama çok uzun beklemiş gibiydim. Sanki 40 yılı bir kapı önünde geçirdim ve aslında içerde ben vardım ve Masade hep özgürdü.Anlamsız bir hıçkırık ve garip bir boğaz hırıltısı. Bu gözümden akan yaşta neyin nesiydi? Hiçbir insanı bu denli anlamaya çalışmamıştım. İçimde ona karşı anlamsız bir sevgi büyüyordu. Buraya gelip sıyıranların başına gelen şeyde yoksa bunun gibi bir şey miydi? Şimdi kendim için korkuyordum. Boyumdan büyük bir işe mi kalkışmıştım? Kimsenin son zamanlarda cesaret edip giremediği evin kapısında gecenin bir yarısı… Deliriyor muyum? O zaman öyle düşünmüştüm. Ama bu beni korkutmaya yetmemişti.Kapıyı üç kere çalmıştım ya da ben o an öyle sanmıştım belki de ayaklarımın titremesinin sesiydi o. Kapının çıkarttığı gıcırtı dişlerimden de gelmiş olabilir. İnanın bunu net olarak bilmiyorum. Ama onu sırtı dönük koyu bir silüet olarak uyuduğunu çok iyi hatırlıyorum. Ay ışığında saçları grimside olsa bence beyazdı. Zayıf bir o kadar da sıska. Tam bir esir kampı tutsağını andırıyordu. Kıyafetleri eski değildi, ama çok yeni olduğu da seçilmiyordu. Koyu tonlarında görünseler de bu gecenin bir oyunuydu.“Masade kalk, Masade kalk. Uyumak için illa geceyi seçmene gerek yok. “ Her seslenişimde daha sıkı sallıyordum. Birden irkildi ve bana döndü. Korkuyla duvarın köşesine sinişini hiç unutamıyorum. Belki de 40 yıldır bu şekilde uyandırılmamış olmanın verdiği bir boş bulunmaydı. Belki de 40 yıldır ilk kez başkası tarafından uyandırılıyordu. Belki de 40 yıldır uyuyordu. Ne dersiniz… Ben öyle düşünmüştüm…

GÜNÜ BEN SEÇTİM ŞEHRİ SEN

aktifparanoya | 01 Temmuz 2010 13:05

Günü şimdi hatırlamasam da biten bir günün ertesiydi ve neden günü ben seçtiğimi şimdi daha iyi anlamıştım. Sen ısrarla ilk buluşmamızın âşık olduğun şehir Venedik’te olmasını istemiştin. Seni ilk gördüğümde uykusuz bir şehrin en aydınlık sabahıydın. İlk kez bekletilmenin mükâfatı bu denli tatminkârdı. Sabırsız bir aşk vardı gözlerimde uçmaya hazır. O an şehrin benden yana olduğunu düşünmüştüm. Aşk oyunu için kurulabilecek en güzel sahneydi. Görkemli bir şehirde sessiz başlamıştık biz aşka, bebek teni kadar yalın ve sade. Dakikasının hesabını yaptığım lanet bir gün, bitmesi aşikâr. Aşk ile geçen gün, ay, yıl yada ömür kısacıktı ve sadece bunun için bile sözlerin en kötüsünü hak ediyordu.

AŞKI KİMSE BÖYLE ANLATMAMIŞTI

aktifparanoya | 06 Aralık 2008 11:24

Hep albeniyle sunuldu “Aşk” bizlere. Şaşalı cilatinlerle sardılar onu, kırmızının tonlarında. En güzel motifler işlendi onun için, en çarpıcı sözler sarf edildi uğrunda ve en yüce anlamlar yüklendi sırtına. Milyonlar farklı yorumladı onu. Doyasıya tadanlar “Çenet şarabı” dedi, elde edemeyenler “Çin işkencesi”, kimisi “yok” dedi “yok”…

Oysa ki, Aşk; iki kişinin arasına kurulan köprünün tam ortasındaydı ve binlerce basamaktan sonra ulaşılabiliyordu.

KARDEŞİMİ ÖLDÜRÜN!!!

aktifparanoya | 29 Kasım 2008 10:33

Müziği duyabiliyor musun? Tınıları, vuruşları, ara ara duruşları.”

-Ne müziği Allah’ın cezası, zil çalıyor. Kalk da bak şuna.

Sessiz yaklaşımlar arıyorum kimi zaman, yanımda bitiveren. Ben gitmemeliyim, ben istememeliyim, ama olmalı.”

-Anneeeeee!!! Biriniz bakın şu kapıya artık. Yazık, ağaç oldu.

Ağaç olmak bir başına, dimdik ve sıkı sıkı tutunmak toprağa. Yağmurla dans etmek, kök salmak özgürce.”

-Kim gelmiş?

-Figen.

-Hoş geldin aşkım.

-Hasretine dayanamadım, çıktım geldim.

EVRENİN APTAL CANLILARI; MUTLAK SON

aktifparanoya | 22 Kasım 2008 11:07

Bana öyle bir savaş söyleyin ki, kazanıldığında iki tarafta kazansın, kaybedildiğinde de kaybetsin. Biliyorum “bu nasıl bir savaş ?” diyorsunuz. Aslında çok basit….Bir cephede hayatı doyasıya zevklerine adamış insanoğlu, bir cephede var oluşunu korumaya çalışan dünya. Siz adına ister savaş değin ister küresel ısınma bence bir adı var hainlik.

EVET istisnasız hepimiz doğaya, evrene, bizim dışımızda yaşayan tüm canlılara karşı hainiz. Zekaya sahip olmayan ekosistem çarkını mükemmel döndürürken, biz belki evrenin belki dünyanın en zeki canlıları bu mekanizmayı bozmak için seferber olmuşuz. Şuan saatin kadranlarının lehimize işlemediği kesin. Ölümcül sona doğru gözleri bağlı atlar dibi dört nala koşturuyoruz.

BİR FAHİŞENİN EL YAZISI

aktifparanoya | 15 Kasım 2008 23:12

Aylardan ekim, kasım ya da aralık. Gün herhangi bir gün. Yaşamadıktan sonra takvimlere takılı kalmanın ne anlamı var…
Ne anlamı var kalp atışlarının…
Ne anlamı var nefes alışların…

Yaşayan bir beden kullanılmaya hazır. Ruh yok belki ama halen sıcak bir et parçası “Ben”siz “Ben”liğimle.

Ruhum şimdiden gömülmüş Cehenneme ama şimdilik tek hissettirdiği soğuk. Mahşeri kalabalık üstümde tepinmekte, gözleri aç, her biri yemekte… Nem var nem yok yediler. İlk başlarda masum dokunuşlardı, minik öpüşler. Bedelini öderse sırtlan nefesi, akrep zehri, akbaba darbesi…

Tavsiye Edebileceğiniz Filmler

aktifparanoya | 15 Kasım 2008 09:40

İyi bir film izleyicisi olduğum halde son zamanlarda bu konuya yeterince zaman ayıramadığımı fark ettim. Tek aktivitem Lost ile sınırlı kalmıştı. V for vendetta gibi bir filmi bile şans eseri izlemiştim ve eminim ki bu kalitede çok olmasa da bazı filmleri kaçırmıştım. Böyle kaliteli bir sitenin üyelerinin de kaliteli olacağı düşüncesi sizlere sorma ihtiyacını doğurdu. Plajda, Recep ivedik, Maskeli Beşler tarzında filmleri yazmayacağınızdan emin bir şekilde yardımlarınızı bekliyorum. İzlediğim ve beğendiğim filmlerin bazılarını burada paylaşayım.

TÜRKİYE ÖZGÜRLEŞEBİLİR Mİ?

aktifparanoya | 13 Kasım 2008 09:52

Bu başlık altında bir yazı yazmak istiyorsanız, ilk özgürlüğün kabul gören tanımını ortaya koymalısınız.

GENEL TÜRKÇE SÖZLÜKTE “ÖZGÜRLÜK”;
“1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.”

TÜRKİYE; bayrağı, dili ve toprak bütünlüğüyle bir CUMHURİYETTİR. Bu ne demektir? Bağımsız bir toprak parçası üzerinde bağımsızlığını ilan etmiş insan topluluğu.

Bağımsızlığını yani özgürlüğünü belgelerle ortaya koymuş bir ülkeye ve onun içinde yaşayan vatandaşına “TÜRKİYE ÖZGÜRLEŞEBİLİR Mİ?” sorulduğunda cevaplar şimdiye kadar yazdığım yazıdan çok farklı bir noktaya götürmektedir beni.

Cevaplar ne diye merak ediyorsanız?
% 10 KEŞKElerle başlamıştır cümlesine.
% 40 İMKANSIZ demiştir kesin yargılarla.
% 50 ÖZGÜRLÜĞÜN ne olduğunu bile unutmuştur.
Bir kişi alabildiğince özgürken ikinci bir kişiyle yaşayacak olması özgürlüğünün bir kısmının elinden alınması demektir. 70 milyonla yaşayacak olması özgürlüğünün sadece bir kısmının kalmasıyla eş değerdir. 70 milyon insanla birlikte yaşayıp özgür olacağına inanıyorsan mucizelere de inanmalısın. Milyonlarca insanın seninle aynı düşünmesi mucizeden başka hiçbir sözcükle açıklanamaz. İnsanoğlunun büyük bir kısmı mucizelere inanmadığı için sokaklarda özgürlük adına çırılçıplak insanlar görmemek için Cumhuriyet olgusunu yaratmıştır. Bu sayede aynı olmasa da aynı tarz düşünen insanları bir arada birleştirip özgürlük sınırlarını genişletecektir.