bildirgec.org

anında kişisel haberler: ahtabot

bmert | 04 Nisan 2008 20:52

Güncelleme: MSN altyapısı fazla sayıda mesaj gönderimine izin vermediği için, ahtabot artık GTalk üzerinde yaşıyor. Aşağıda anlatılanlar, şimdilik hatırlatma servisi dışında aynen geçerlidir.
————————————-
Ahtabot bir MSN (Windows Live Messenger) bot‘u. Soru sorduğumuzda cevap veren bot’lardan bir adım öteye geçerek kendisi bize takip ettiğimiz haberleri gönderiyor. Kullanmak için tek yapmanız gereken haber@ahtabot.com adresine kişi listenize eklemek. Hoşgeldin mesajını aldıktan sonra ilgilendiğiniz konu başlıklarını ekle komutuyla ahtabot’a bildiriyorsunuz. Örneğin “ekle iphone” gibi. Sistem onlarca çevrimiçi haber kaynağını periyodik olarak tarayıp eklediğiniz anahtar kelimelere uyan haberleri MSN üzerinden anında size gönderiyor.
En önemli özelliği kişiye özel gönderim yapıyor olması. Örneğin ben genelde haberlerle çok ilgilenmesem de “ekle youtube” diyerek youtube’un kapalı olduğu dönem çıkan her gelişmeyi düzenli olarak takip edebilmiştim.
Haberler dışında çok faydalı bir hatırlatıcı özelliği var. Saat kurar gibi kurup size belli bir zamanda mesaj atmasını sağlayabiliyorsunuz.
Eski tarz, yani soru-cevap şeklinde çalışan tek özelliği ise hava durumu. “hava istanbul” yazdığınızda o anki hava durumunu size gönderiyor. Tabii ki diğer iller içinde geçerli.
En güzel kısmı böyle faydalı bir hizmetin Türkçe olması. Daha fazla bilgi için www.ahtabot.com ziyaret edilebilir.

İnsan ve Dünya

furkan iren | 17 Temmuz 2009 09:44

Beni ondan ayıran bunu çizebilmem midir?
Beni ondan ayıran bunu çizebilmem midir?

kişiselleştirilememiş bir yaşamaktı
özgürlüğümüze gem vuran,
en dirençli zamanlarında bizleri yorgun kılan,
mantıklı düşünceleri savurup atan,
hep “birlik” olmak isteğiydi “ayrılığı” doğuran.

oysa ki zenginliğin ve tabiatın esasıydı;
bir bütün üzerindeki farklılıklarımız…
yaşamın, doğanın döngüsüydü eşitsizlik.
herkes ve herşey aynı güçte olsaydı
bütün kurtlar aç, bütün kuzularda otsuz kalırdı!
yağmur yağmaz ve kış hiç gelmezdi!
güneş doğmaz ve ay batmazdı!
eğer masallarda ki kadar güzel bir gezegenimiz
varsa şayet biri bana anlatsın:
neden var bunca savaş?
neden mutsuz gördüğüm tüm tebessümlü maskeler?
neden yaşamak için binlerce kurallarla sınırladık kendi kendimizi,
(oysa ki çok basitti yaşamak ve nefes almak!)
neden daha da fazlası için hep bir kavga?
ve sorularla dolu bir beyin ve cevapsız dudaklar..
biri narkozla uyuşturmuş gibi her birimizi
her duyulana “iman”ı, her söylenene “itimat”ı
kabulenilemezliğe “tahammül” ve sessizlik haksızlığa..
dünyanın yaradılış fıtratındaydı acımasızlık
birileri yaşamak için diğerini öldürmek zorunda kalırken
diğeri yaşamak için kaçmak zorundaydı

Taken (Kaçırılma)

baykush | 22 Ağustos 2008 16:42

afiş
afiş

Yönetmenliğini Pierre Morel‘in yaptığı ve başrolünü Liam Neeson‘ın oynadığı bu filmin senaryosunu Luc Besson ile Robert Mark Kamen yazmış.

afiş
afiş

Film eşinden ayrılmış eski bir ajanın Amerika’dan Paris’e tatile giden kızının kaçırılmasıyla birlikte onu bulmak için peşinden gidişini konu alıyor. Luc Besson’un senaryoda parmağı olduğunu daha ilk dakikalardan itibaren anlıyorsunuz. Filmin temposu bitene kadar hiç düşmüyor. Liam Neeson karakteri de umulmayacak şekilde rolüne yakışıyor.

Çok yüksek bir bütçesi olmayan filmin yüksek kritik notları alması daha şimdiden 2008’in iyi filmlerinden biri olmaya aday olduğunu gösteriyor.

çarpıcı ol

mr.net | 12 Kasım 2002 07:34

çarpıcı ol,bakanı oyala, sakın anafikir üretiyim deme, basit düşünme basit görünürsün, en azından kendini enteresan bul, mühim değil insanlara bir mesajında olmasın, yumurta gibi yaşa..

beğenilmeye çalış yada yalanlar söyle uydur farkedilmek için, adamlar haklı var olmanın bir yolu çıkıntılık yapmak elbetteki sayfa sahibi adamlara sataşma.. ehuehu.. buyrun yuvarlak laflar edelim..

NE YAŞADIYSAM BENİM YÜZÜMDEN

sonbahar kizili | 07 Mart 2010 14:59

Kimseye senin yüzünden suçlaması getirmedim hayatım boyunca. Başıma gelen her şey benim yüzümden çünkü. Kim girdiyse hayatıma, ben açtım kapıyı. Kim yaktıysa canımı ben verdim eline neşteri. Ne mutluluğum ne mutsuzluğum hiç biri senin eserin değil. Hepsinin mimarı benim… Bu rolü sana ben verdim, bu senaryo benim. Ne kadar izin verdiysem beni acıtmana o kadarını yapabildin. Ağlattıkların da güldürdüklerin de benim talebim…

Gelirken gideceğini biliyordun, gelirken gideceğini biliyordum. Tatlı birkaç anı, özel günlere ait birkaç hediyelik eşya, yastığıma hafiften sinen ve yıkayınca geçeceğini bildiğim o kokun…

bitsin

ryan | 20 Şubat 2005 20:44

hayat gibi oldun, cok hizli geciyorsun sana yetişemez oldum, göz yaslarim daha yavas akiyor yoruluyorum sanrim.. ölüme bu kadar hizli gitmek istemiyorum. seninle yaşamak varken bu bedeni ruhumdan ayiramam. ruhum da sensin zaten.. kusmak istemiyorum bedenin uzerine derken bir rüya görüyorum icimden cikaramadigim acilarimi çıkarıp atmak, herşeyi silmek isiyorum, midem bulaniyor uykumda kanayan bogazimdan akan kanlardan nefret kaplıyor o an içimi kanim, acim, sen ve nefretim ve yine de gülümseyebiliyorum aynadaki aptal yüzüme yaptığım hataları düşünürken ve hangisi benim rüyam derken tadını bi an damağımda hissediyorum kanima karisiyor hepsi, yutuyorum. tıpkı hayatın beni yuttuğu gibi.. ve ben artik istemiyorum, ne seni ne de senin bu oyuncu kaçamaklarını korkmuyorum artik, zamani elime aliyorum. yine de zamanı da istemiyorum ve seni de, bence artık sen de, bence arti biz de..