bildirgec.org

Site arşivi: hafif

Çocuk kirlenme hakkını kullanmalı

bekdemir[pilli_silinen_hesap] | 06 Mart 2012 10:46

şimdiki çocuklar en ufak bir mikropta veya en ufak bir çizikte
hastanelerde buluyor kendini dünyamı kirlendi dersiniz ?
dünya aynı dünya fakat bizim zamanımızda deterjan,ilaç,temizlik,kozmetik
ve bunun gibi bir çok sektördeki para avcıları azdı.reklamlarıyla insanların
zihinlerini kirletmiyorlardı.

eskiden
evde televizyon yoktu.
bilgisayarı hiç duymamıştık zaten
radyoda arkası yarın hikayeler romanlar
seslendirilirdi.
her gün yatmadan önce mutlaka kulak kesilirdik.
okulda cin ali’nin her türlü alet edavatı vardı.

cin ali’nin topacı,cin ali’nin çemberi

YENİ NESİLLER

nurdan damlalar | 02 Mart 2012 10:41

YENİ NESİLLER
Yeni yetişen nesiller nasıl olmalı ? Dürüst, yalan söylemeyen, hırsızlık yapmayan, karşıdakinin hukukuna saygılı olan, bencil olmayan, yani kısaca ahlaklı olan bir nesil, bir de bunun yanında çalışkan bir nesil olsa kimin sırtı yere gelir.
Ama yeni yetişen nesil bunların çoğundan yoksun gibi. Eğer öyle olmasaydı, suç oranı neden bu kadar artmış olsun ki ? Neden aile içi şiddet ve boşanmalar bu kadar artsın peki. Gençler için durmadan uyuşturucu sinyalleri veriliyor, ailelere aman dikkatli olun tavsiyeleri veriliyor. Büyükşehirlerdeki bazı okulların bu konuda çaresiz kalıyoruz feryatları yükseliyor. Gençler intermetin başından nerdeyse kalkamadan ömür tüketiyor, aileler çaresiz. Demek ki bir yerlerde ters giden bir şeyler var. Bu terslik nereden kaynaklanıyor. Bunu konuşalım mı yada boşmu verelim. Bence en acil konuşmamız ve çözüm üretmemiz gereken konu budur. Toplumun her kesimi , dernekler, eğitimciler, siyasiler herkes bu konu hakkında kafa patlatıp bir şeyler söylemeli.Siyasi bir kişilik olan bu ülkenin başbakanı, çözümü dindar nesil yetiştirmeliyiz diyerek şöyle ucundan değindi. Bunu iki sene önce söyleseydi parti kapatmak için delil olabilecek nitelikte kabul edilebilirdi. Ne yaptık sus, konuşma dedik. Bu her ne kadar bir fikirde olsa, bizim için sakıncalı diyerek, söylemediğimizi bırakmadık. İyi o zaman sakıncasız olanları söyleyin beyler. Ama elle tutulur bir şey yok ortada. Bu millet bu teraneleri çok duydu, artık yemezler. Arkadaş adam ortaya bir tez attı varsa ilaven söyle, yada antitezini koy ortaya. Ne alakası var şimdi laiklikle, irticayla. Görmüyormusunuz yada hiç düşünmüyormusunuz yeni nesiller perişan vaziyette, adam yetişmiyor. Başbakan’ın hiç olmasa bir fikri var, belli ki çözüm üretme çabasında peki laikçi kukuman kuşları sizin çözümünüz nedir?
Her eğitimcinin veya sosyoloğun kesinlikle inkar edemeyeceği bir gerçektir, dinin toplum üzerindeki etkisi. Bu etki eğitim politikalarında nasıl kullanılmalı, bunun bir dozajı varmıdır, yokmudur. Yada tamamen hiçe mi sayılmalıdır. Bunları konuşmaktan neden korkuyoruz. Ne yapalım konuşmayalım sadece şimdilik düşünelim mi? Herkes düşündüğünü belli bir çerçevede dile getirebilmeli, Başbakan’da böyle yaptı. At kaçtı torba düştü. Laiklik çığırtkanları için bulunmaz bir kozdu. Neyse ki MİT meselesi bir ölçüde gündemi değiştirdi de, söyleyen de en azından bu konuda rahatladı.
Neyse bu konunun acelesi yok birkaç nesli daha feda edecek kadar nüfus var nasılsa ülkemizde, biraz daha medenileşip, demokratikleşince konuşuruz.

Ucuz Uçak Bileti

ozanTi | 29 Şubat 2012 10:14

http://www.ozanti.net/2012/02/biletbayisi-ucuz-ucak-bileti-yurtdisi-ekonomik.html

Derin karanlık 8

nihansage | 28 Şubat 2012 15:21

– Yüzbaşı Hakan Çelik. Hem albay hem de bu geminin kaptanı mı oldun? Aferin sana. Ben yokken çok yol katetmişsin.Kaptan Çelik’in karşısında, yıllardır aradığı kişi durmaktaydı. Kayıp kaptan Emin Doğaner, gözlerini dikmiş ona bakıyordu. Kendisine alaycı bir üslupla hitap etmekteydi.Kaptan Çelik ve yanında bulunan mürettebat şaşkınlık içersindeydi. Kaptan köşkünde bulunan herkesin aklında ki soruyu sordu.
– Kaptan Doğaner, gerçekten siz misiniz?Emin Doğaner kendinden emin adımlarla, kaptan Çelik’in yanına yürüdü. Küstah ve karşısındakini hor gören bir ifadeyle Kaptan Çelik’in sorusuna cevap verdi.
-Evet, benim. Ve şu andan itibaren, DERİN KARANLIK’a yüksek konseyin efendisi HAMANE adına el koyuyorum. Gemi ve mürettebat artık benim emrim altındadır. Benim iznim olmaksızın yapılan her uygulama, adamlarım tarafından şiddetli bir şekilde cezalandırılacaktır.Kaptan çelik ve mürettebat şok içersindeydiler. Kaptan, bulunduğu yerden indi. Kaptan Emin’in yanına geldi. Tam karşısında durdu. Bu kişi, yıllardır arayıp durduğu kişiye hiç benzemiyordu. Yüzünün hatları, vücut ölçüleri, kaptan Emin’e çok benziyordu ama gözlerinde ki ifadeler hiç onun tarzı değildi. Yıllar onu bu kadar çok mu değiştirmişti yoksa… Başını dik tutarak, karşısında bulunan ve artık kendisine yabancı olan bu adama, geminin gerçek kaptanı olarak hitap etti.
– Ben, DERİN KARANLIK’ ın kaptanı Albay Hakan Çelik. Bu gemi ve mürettebat tamamen benim emrimdedir. Uluslar arası yasalar gereğince hiç bir ulus veya koloni bir öğrenci gemisine silah zoruyla el koyamaz ve asla o gemiye saldıramaz. Bu durum savaş olsa dahi yapılamaz.Kaptan Emin, Kaptan Çelik’in tam göz hizasına gelecek şekilde yaklaştı. Gözleri tehtitkar bir ifadeyle bakmaktaydı.
– Hâlâ anlamadın mı? Gemine ve mürettebatına el koydum. Seni de hücreye yolluyorum.Etrafta ki mürettebata konuşmak için döndü.
– Bana karşı gelen olursa, onu kaptanınız gibi hücreye yollamam. Anında cezasını verip, uzay boşluğuna gönderirim. Herkes anladı mı?Kendisine şaşkın gözlerle bakan mürettebata baktı. Kimseden ses çıkmıyordu. Ses tonunu daha da yükselterek tekrar sordu.
– HERKES ANLADI MI?Tüm mürettebat “evet, anladık,” demek zorunda kalmıştı. Oktay ise yıllardır hayalinde yaşatmış olduğu kahraman babasını, bu şekilde karşısında görünce çok şaşırmıştı. Kaptan Doğaner ile birlikte gelen askerlerden ikisi, kaptan Çelik’i silah zoruyla gözetim odasına götürmek için harekete geçmişti. Kimseye de, gözetim odasının yeri nerede diye sormamışlardı bile. İkinci kaptan Rıza, Kaptan Emin’e yaklaştı. Öncelikle kendini ve rütbesini tanıttı.- İkinci kaptan Yüzbaşı Rıza Aslan. İzin verirseniz size bir şey sormak istiyorum efendim.Kaptan Emin Doğaner, tüm dikkatini yapmış olduğu işe vermişti.Yanında getirdiği cihazı, geminin ana bilgisayarına bağlamaya çalışıyordu. Yüzbaşının sorusuyla başını yapmış olduğu işten kaldırdı. Yüzbaşıya baktı.
– Ne istiyorsun?
– Efendim, adamlarınız geminin kaptanını götürdüler ama gözetim odasının yerini hiç kimseye sormadılar ve…Kaptan Emin, yüzbaşının lafını adeta ağzına tıkar gibi sözünün bitmesini beklemeden sorulan soruya yanıt verdi.
– Derin karanlık adını vermiş olduğunuz bu gemi, ileri bir uzaylı teknolojisiyle yapılmış, boyutlar arası geçişler yapabilen bir uzay gemisidir. Siz Yüzbaşı, bindiğiniz atın neler yapabileceğinin farkında olmayan küçük çocuklar gibisiniz. Benim adamlarim, gelmiş olduğumuz boyutta sıtandart ölçülerde yapılmış olan bu gemiyi avucunun içi gibi iyi bilirler. Hatta sizden daha iyi bir şekilde onu tanıyoruz. Bu yüzden sizlerin yardımına ihtiyacımız yok, bilmem anlatabildim mi?Yüzbaşı Rıza, şansını biraz daha zorlamaya karar verdi.
– Efendim, yüksek affınıza sığınarak size bir şey daha sormak zorundayım. Bu gemide yaşları henüz on yedi olan, otuz sekiz öğrenci var. Ve biz Titan’ın çok yakınında bulunmaktayız. Eğer izin verirseniz, öğrencileri küçük bir uzay mekiğiyle tahliye etmek istiyorum.Kaptan Emin, dik dik yüzbaşıya doğru bakmıştı. Sonra bakışlarını odada bulunan yedi öğrencinin üzerinde gezdirdi. Hepsi korkmuş koyunlar gibi birbirlerine sokulmuşlardı. Yanlarına gitti. Oktay, babasının kendilerine doğru yaklaştığını görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Arkadaşlarının arkasına geçti. Boyu uzundu, ne yapsa kaybolamıyordu. Kaptan Emin, hepsine tek tek baktı.
– Yedi taneniz burada, demek geri kalanınız da geminin çeşitli yerlerinde görev yapmaktalar.Bakışları, Oktay’ın üzerinde sabitlenmişti. Yavaş yavaş, Oktay’ın yanına doğru ilerledi. Diğer çocuklar kenara çekilmek zorunda kalmışlardı.
– Yakanda ki isimliğin olmasa bile yine de seni tanırdım Oktay Doğaner. Gözlerin hiç değişmemiş. Üstelik alnında duran yara izi senin kim olduğunu ele veriyor.Gözlerini Oktay’ın üzerinden çevirmeden, Yüzbaşı Aslan’a seslendi.
– Yüzbaşı Aslan, Gemide bulunan herkesin, dinlenme salonuna gitmesini istiyorum. Bu bir emirdir. Emre uymayanlar, kim olurlarsa olsunlar, şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklardır.
– Efendim, peki ya tahliye…Yüzbaşıya doğru baktı.
– Tahliye yok. Gemide ki herkes şu anda Efendimiz HAMANE’nin kölesidir. Ölü ya da diri, hiç farketmez. Her ne olursa olsun emirlere tam uyulacaktır.
—————————

Orta ölçekli ev işletmeleri

bekdemir[pilli_silinen_hesap] | 27 Şubat 2012 11:54

pazar sabahı saat 9
her daim çalışan buzdolabına alıştık zaten.
televizyonun sesi sonuna kadar açık yine o basit kadın proğramlarının
sesi
ev ev değil mübarek orta ölçekli sanayii işletmesi
altı üstü iki havuç doğrayacak blender sesi bir tarafta
çamaşır makinası,bulaşık makinası ve elektrik süpürgesi zaten
hafta içi bir türlü vakit bulamaz çalışmaya bütün işler
hafta sonuna kalır.bütün bunlar yetmez gibi
bu elektrikli süpürge halıdaki lekeleri çıkarmıyor.
bir halı temizleme süpürgesi almadın gitti nasıl adamsın anlamadım
dizeleriyle gürültüye eşlik eden bir ses
yatağın bir yerlerinde tabancamı arıyorum ama yok.
bu devletede aşk olsun evde bulundurma olsun bir ruhsat verde
tabancamız olsun en azından
kör şeytana dönüp baktım ne yapalım diye
pis pis sırıttı.
bir gazete okumuştum
acımasız koca karısını beşinci kattan attı
bir an gözlerimin önüne geldi.

Sodom’da bekleyiş 2…

d e g g i a l | 27 Şubat 2012 09:54

…günler ayları,aylar yılları kovalarken; yaşadı,olgunlaştı,yoruldu,tükendi ama hiç yaşlanmadı…

…gözlerini kapadı sonsuz bir uykuya dalmak istiyordu,çürümek yok olmak için…

…gözlerini açtı zamanın çok gerisinden günümüze dönecekti…

”Dylia Dylia Dylia Dylia” kulağında hala,hala o tatlı fısıltı tek gördüğü efendisinin anlık hayaliydi;yüzü zihninde, karanlık ve bulanıktı artık…

Önceleri insan gibi yaşamaya çalıştı,normal olmaya zorladı kendini hala iyi/kötü kahraman arasında bocalıyordu,kötülük kolay iyilikse ustalık istiyordu,aslında kötülük ustalık iyilik kolay gözüküyordu…
İlk deneme…
Her istediğini yapabilecek kudretteydi,ama bir planı olmalıydı,gücü ve enerjisi sınırsızken ne yapacağı ne olacağı konusunda fikri yoktu.Bir üniversitenin felsefe bölümünden mezun oldu,derece ile.Düşünceleri ve saplantısı değişmesede,öğrendiği şeyler tüm o filozofiler ona anlık huzur veriyor,evrende efendisi gibi anlamlandıramadığı birçok şeyin olduğunu bilmek kendi sonsuz yalnızlığının da türlü soru işaretleriyle bir şekilde anlaşılabilir ve paylaşılabilir olduğunu düşündürüyordu.
Aklı mı kttı ?,cevaplayamadığı onca soru beynine hücum ediyordu,karmakarışık bir denklemdi hayat pek çok bilinmeyeni pek çok değişkeni vardı,hesaba muhasebeye başladı…
Bir sigorta şirketinde işe girdi sınavlara tabi tutuldu kazandı,hayat sigortası uzmanı oldu.İnsanlara kazayı,belayı çok rahat anlatıyordu ancak ölüm teminatını anlatırken en olmayacak yerde bir gülümseme alıyordu onu.İnsanların gözlerinin içine bakarak onları etkisi altına alabilir satış patlamaları da yaratabilirdi ancak iyilik savaşçısıydı artık kendince zor yoldaydı hem o kadar da dikkat çekemezdi,hani bazen insan denen yaratığın soyunu kurutmak istemesine ramak kalıyordu ancak sonsuz yaşamında sonsuz da sabrı olmalıydı…
(Bir dahaki macerası kesinlikle bir Zen Ustasıyla geçecekti….)
Ey insan! rahat dur,sakin ol,para denen şey ne kadarda kıymetli olmuş,saçmalama ne para biriktireceksin hayatını yaşa;ye,iç,eğlen köpek gibi çalışıyorsan tasarruf neyine,ancak muhakkak bu dünyaya tohumunu bırak sen ölürsen o daha da refahlı yaşayacak,imzala şu poliçeyi bak keyfine aman ha primlerini öde bir de sakın aşık olma…
Dylia kafasındaki sistemin elbet çökeceğini biliyordu ama kendince iyilik savaşçısıydı artık…